1 Mayıs Cuma 2026
30 Nisan gecesi 01.00 gibi otelimize yerleştik, fakat iner inmez ilk şokum şehirde açık bir çorbacı olmamasıydı. Havaş şoförüne sordum, "nerde çorba içebiliriz?" diye, "bu saatte açık bir yer bulamazsınız." dedi. Resepsiyoniste sordum, o da aynısını söyledi. Böylece görmüş olduk, demek ki her şehirde sabaha kadar açık çorbacı yokmuş.
Biraz oteli konuşalım, otelin adı Think Otel. Gayet güzel, rahat ve temiz bir oteldi. Kahvaltısı çeşitli, personel güler yüzlü, otelin konumu şahane, kısacası beğendim. Sabah 09.00 gibi otelden çıktık. Yürüme mesafesinde (7-8 dk) olan Alaaddin tramvay durağına gittik. Buradan otobüs kartı çıkardık ve içine 200 TL attık. Bize o para 3 gün boyunca yetti, biraz arttı bile... Otogar durağında inerek Beyşehir ilçe otobüsüne bindik. Yarım saatte bir otobüs kalkıyor, otobüse 210 TL verdik ve yaklaşık 1 saat 15 dakikalık bir yolculuk yaptık.
Saat 12 civarı Beyşehir otogardan da bir taksi ile 200 TL vererek Eşrefoğlu Cami önünde indik. Bu cami beni manevi olarak çok etkiledi, hayran kaldım desem abartmış olmam. Özellikle son olarak asya ülkelerini gezip o kadar budist tapınağı, katedral, kilise vs. gördükten sonra belki ilk kez böyle ihtişamlı cami gördüğüm için mi etkiledi bilmiyorum? Ahşap oymalar, taş oymalar, çini sanatı... Ben selçuklu mimarisini çok sevdim. Hatta niyet ettim, bundan sonraki rotam (kısa Trabzon turundan sonra) selçuklu yapılarının olduğu şehirler olacak... Sivas, Kayseri, Erzurum vs.

Beyşehir gölü ve dağ manzarası
Yağmur başı ağrıdığı için caminin önündeki bankta oturdu, bana eşlik edemedi. Sonrasında da geri otele döndü. Tek dönebilecek kadar iyi olduğundan emin olduktan sonra ben gezime tek başıma devam ettim.
Denirli mescide gittim (Demirli mescid de deniyor), kapalıydı. Önünde oturma yerinde bir amca ile sohbet ettik, "imam gelir birazdan, gel otur" dedi. Beyşehir gölünden, eski açlık zamanlarından, yeraltındaki ganimetlerden pek çok şeyden konuştuk. Beyşehir'i turizm merkezi yaparak bozmalarından endişe ettiğini söyledi. Hakkı var pek çok eski evi yıkmışlar, oteller dikilmiş bile.
Sonra imam geldi, bana mescidi anlattı. Öyle gösterişli bir mescid değil ama çok eski 13. yüzyıldan beri ayakta. İmamla sohbet etmesi çok keyifliydi, severek anlattı tarihi... En son ayrılırken amca ile nereli olduğumu sordular, Çanakkaleli olduğumu söyleyince "Şehitlerimize selam götür" dediler. Çanakkale'ye gittiğim ilk fırsatta şehitlikleri ziyaret edip selamlarını ileteceğim.
Sonrasında Eşrefoğlu caminin önünde bir kafede türk kahvesi içip ezanı dinledim ve biraz dinlendim. Ardından göl kenarına yürüdüm. Yemek için Şehzade Etli Ekmek mekanını tercih ettim, yorumları vs. çok iyiydi. Etli ekmeği de bir o kadar güzeldi. İlk kez denemiş oldum ve bayıldım. Yanına açık ayran söylemiş bulundum ama siz şalgam söyleyin giderseniz, Adana'dan geliyormuş şalgamları, arka masama öyle söyledi garson.
Taş köprüyü gezdim, vuslat parkını ve aşk adasını gördüm. Sonrasında taksi ile Beyşehir otogara, oradan Konya otogarına geçtim. Tramvay durağına gidince baktım ki Japon bahçesi durağı bana çok yakın, rotamı Japon bahçesine çevirdim. Orada da bir kahve içip bahçeyi gezdikten sonra otele döndüm. Yemek için Sufi Restoranı tercih ettim, orada bamya çorbası ve yağlı somun denedim. Çok lezzetli ve uygun fiyata yemek yemenin verdiği keyifle otele döndüm. Yağmur da dinlenmiş çok daha iyi görünüyordu. Yemeğe Sufi restorana gitti ve sac arası isminde, dondurmalı güzel yöresel bir tatlı almış deneyelim diye... Denedik, çok beğendik.

Eşrefoğlu Cami
2 Mayıs Cumartesi 2026
Sabah otelde kahvaltımızı yapıp yine alaaddin durağına yürüdük, buradan kalkan 64 nolu Sille otobüsüne bindik. Yaklaşık 35 dk sonra Sille köyünde indik. Küçük bir köy ama turizm fırsatını görmüşler ve her tarafı inşaat ile doldurmuşlar. Neyse ilk olarak Ak Camiyi ziyaret ettik. Ardından Sille müzesine gittik. Müzede buluntular, yöresel kıyafetler, sille evleri vs. görülmeye değer çok şey vardı. Özellikle sille evleri baya etkileyiciydi. Evlerin dış cephesine yanlamasına kolon gibi tahtalar koymuşlar, sebebini sordum, müzedeki görevli dedi ki, "bunu yaparak hem depreme karşı dayanıklı olmasını amaçlamışlar hem de evlere pencere vs. açacakları zaman daha kolay açılmasını sağlamışlar" dedi. Buradan çıktık, yürürken yandaki fotoğrafı çektiğimiz Sille organic isimli yere geldik. Burada meyve kuruları, çeşitli yöresel şeyler denedik, biraz da satın aldık. Buraya uğramadan geçmeyin derim, zira ikramda çok cömertler, pek çok şeyi denememiz için ısrar ettiler, burası para kazansın isterim şahsen...
Biraz yukarı doğru yürüyerek Zaman müzesine girdik, tepede kaldığından manzarası çok güzel. İçeride eski saatler var. Sonrasında Şeytan köprüsüne gittik. Etkileyici bir köprü ve şeytan köprüsü denmesinin sebebi, insan yapamaz bunu diye düşünülmüş ve halk arasında şeytanın yaptığına inanılmış. Biz de taşları acaba nereden dizmeye başladılar diye sohbet ederek Aya Eleni kilisesine doğru yol aldık. Kilise baya gösterişliydi görülmeye değer kesinlikle...
Sonra ırmak kenarında kafelerden birine geçtik, gözleme yedik, çay içtik. Yağmur da başlayınca 15.30 gibi köyden ayrıldık, duraktan yine aynı otobüse binerek alaaddin durağına geldik.
Buradan yemek için Maruf Türbeönü Lokantasına geçtik. Burada çok aç olmadığımızdan Yağmur Etli Ekmek denedi, ben de bir tatlı söyledim Höşmerim adında. Normalde Höşmerim tatlısı Çanakkale'nin mi Balıkesir'in mi yoksa Konya'nın mı tartışılır ama Konya'nınki güzeldi. Sırrı da öğrendim, içerisine bizden farklı olarak peynir değil krema koyuyorlarmış, gurme edasında her şeyi de sorarız. Yağmurlu havada zor da olsa biraz alışveriş yaptıktan sonra otelimize döndük ve günü kapattık.

Sille köyü
3 Mayıs Pazar 2026
Sabah 9 gibi otelden çıktık ve ilk durağımız Mevlana Türbesi oldu. Orayı gezip Aziziye camisine gittik. Yağmurlu hava biraz bizi zorlasa da botlarımızla ve şemsiyemizle tedarikliydik. Yürümeye devam ettik ve Sırçalı Medreseye gittik ama kapalıydı, bahçe penceresinden bakmakla yetindik. Gördüğümüz manzara çok güzeldi, keşke açık olsaydı. Ardından Aziz Pavlus kilisesine gittik fakat o da kapalıydı. Yürümeye devam ederek Karatay Medresesine gittik. Yapı, Selçuklu veziri Celaleddin Karatay tarafından 1251 yılında yaptırılmış, mükemmel çini eserleri ile işlenen çok güzel bir medreseydi. Konya'da mutlaka görülmeye değer bir yer.
Hemen karşı tarafında bulunan Alaaddin Keykubat Camisine girdik. Cami çok büyüktü, mihrap ve minberde taş-ahşap işçiliği kesinlikle görülmeye değerdi. Saat 12.00'ı geçerken yemek için Mevlevi Sofrasını tercih ettik. Burada fırın kebap ve etli pilav söyledik. Çok lezzetliydi. Konyalılar için "Namaz, niyaz, boğaz" demişlerdi. Hakikaten altına imzamı atarım.
Yemek sonrası kültürpark durağından 47 nolu otobüse binerek Kelebekler vadisine gittik. Yol 25 dk falan sürdü. İçeri giriş için kişibaşı 350 TL ödedik. İçerisi nemli ve sıcaktı ama o kelebeklerin güzelliği büyüleyiciydi. Tropik adada geziyormuşsunuz gibi bir ortam kurmuşlar. Konya'ya yolunuz düşerse uğrayabileceğiniz farklı bir etkinlik olur.
Akşam yemeği için Tiritçi Hacı Usta'yı tercih ettik ama ben Tiritçi Mithat'ta yemek istiyordum fakat pazarları kapalıymış. Bu bilgi beni cidden üzdü, bunu atlamış olmak, araştırmamın eksik olması daha çok üzdü. Neyse tirit denedik, iskender gibi ama döner yerine köfte var bir lezzetti. Etli ekmek kadar olmasa da beğendim. Sonrasında bir kafe bulalım dedik. Bir tane kafeye girdik kadınlar ve erkekler ayrı katlarda oturuyormuş. Şok oldum, ilk kez böyle bir kafe gördüm. Girmedim tabi kadınlar katı baya basıktı, başka bir yere gittik. Akşam da 19.00 gibi havaşa binerek havalimanına geçtik. Konya maceramız da böylece son buldu.

Mevlana türbesi
Aşağıda tüm harcamaları kalem kalem hesapladım.
Harcama Raporu (USD cinsinden)
Toplam: 400 USD
Bitirirken, pişman olduğum şeyler ; Çatalhöyük kalıntılarını da görmek isterdim fakat zaman yoktu.

Web sitesi trafiğini analiz etmek ve web sitesi deneyiminizi optimize etmek amacıyla çerezler kullanıyoruz. Çerez kullanımımızı kabul ettiğinizde, verileriniz tüm diğer kullanıcı verileriyle birlikte derlenir.